Sevgili Ziyaretçi,

 

Bir çoğunuzun henüz doğmamış olduğu 1984 senesinde ebru çalışmaya başladım. 1985 senesinde ustam Mustafa Düzgünman tarafından "ben pazar günleri saat 10.00'da atölyeme misafir kabul ederim bu pazar sen de gel gelirken yaptığın ebruları da getir görelim" daveti ile kendisine talebe oldum.

 

1990 senesinde Hocam'ı kaybedene kadar hemen hemen her hafta sonu kışları atölyesinde, yazları evinin salonunda zaman zaman da iş çıkışı akşamları kendisinin misafiri oldum.

 

Hocam'ı kaybettikten sonra, başta Hoca'nın talebeliğe kabul etmedikleri olmak üzere o güne kadar seslerini çıkarmayan ebru ile uğraşanlar, giderek artan oranda kitaplar yazarak ya da gazete ve dergilere mülakatler vererek Türk Ebrusu konusunda kamuoyunu sürekli yanlışlarla bilgilendirdiler. Bu sitenin daha önce yayında olan halinin reddiye sayfasında bu yayınlardan erişebildiklerimin eleştirilerini ve içerdikleri yanlışları yazdım. Sitenin bu sürümünde de reddiye sayfalarını bulacaksınız.

 

Bundan seneler önce o sayfa hazırlandığında, "bundan sonra kitap yazacak olanların daha dikkatli olmalarını beklediğimi" yazmıştım. Sanmıştım ki insanlar "yazdıklarımızı okuyanlar arasında bu işten anlayanlar var aman dikkatli olup yanlış birşey yazmayalım" diye düşünecekler ve doğruları yazacaklar. Ne kadar safmışım . . .

 

O zaman bu hataların kasıtlı yapıldığına neredeyse inanmaya başlayacağımı ifade etmiştim. Şimdi ise eminim. Birileri bizim olan, bizden birşeyler taşıyan, baktığınız zaman Itri'nin tekbirinin, Abdülkadir Meragi'nin Kar-ı Muhteşemi'nin ya da eğitimli bir müezzinin okuduğu sabah ezanının size çağrıştırdıklarını çağrıştıran güzelim ebrularımızı, bir misyoner gibi bizden almak, gelecek nesillere boyalı kağıtlar bırakmamızı sağlamak istiyorlar. Bunu başka türlü açıklayamıyorum.

 

Geçenlerde bir kitap almak üzere bir kitabevine girdiğimde Kültür Bakanlığı'nın yayınladığı "Türklerin Ebru Sanatı" isimli bir kitap gördüm. Kitabı okudukça da hayretten hayrete düştüm ve bu kitaba editörü tarafından yapılan 2-3 sayfalık bir yazı yazmam teklifini kabul etmemekle ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumu gördüm.

 

Bu kitap hakkındaki yorumları ilgili sayfada bulacaksınız. Bu kitapta da aynı yanlışlar, suçlamalar var daha da kötüsü bu sefer Türk Ebrusu ve geleneği adına ne varsa hedef alınmış, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman'ın yaptıklarının ve söylediklerinin doğruluğu tartışılmaya başlanmış . . .

 

Hocam'ı kaybettiğim günden bu güne kadar Hocam gibi ebru yaptığım ve herkesin önce bizim olan ebruyu yapmayı öğrenip ondan sonra ne istiyorsa yapmasını söylediğim ve geleneğimizi korumaya çalıştığım için eleştirildim. Çok saygı duyduğum profesörler ve köşe yazarları dahil birçok kimse, sanki ben insanların nasıl ebru yapabildiklerini kontrol ediyormuşum gibi beni gelişimin önünü tıkamakla, Türk ebrusunu geliştirmek isteyenlere engel olmakla, hep aynı şeyleri tekrarlayıp ebru yapanları da kendim gibi olmaya zorlamakla suçladı.

 

Ben artık aynı şeyleri söyleyip durmaktan yoruldum . 

 

Anlamak istemiyorlar . . .

 

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakk’ını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

                                   

                                          Genç Abdal

 

İsteyen istediği gibi ebru yapar buna kimse karışamaz. Ama bizim olan ebrunun özelliklerinin korunması ve bize nasıl intikal ettiyse gelecek nesillere de öyle bırakılması lazım. Birilerinin hoşuna gitmese de bir "Türk Ebru Geleneği" vardır ve Türk Ebrusu, yağlıboyayla, guaj boyayla ya da batı teknikleriyle ebru yapanların bütün çabalarına rağmen yaşayacaktır.  Bu konuda Mustafa Düzgünman'ın ne düşündüğünü aşağıdaki resmi tıklayarak kendi sesinden dinleyebilirsiniz . . .

 

 

Biz geleneğimizi yaşatmak ve dejenere edilmesine izin vermeden gelecek nesillere aynen bırakmak adına ne gerekiyorsa onu yapacağız . . .

 

"Gayret yine marifetlerini iltifat ölçüsünde gösterebilmekten başka imkanları olmayan üç beş sanatkara kalmıştır. Onlar, daha güzelini yapmak arzusuyla yanan gönüllerinde iltifatsızlığın sancısını çekerken, Allah'ın (C.C.) rahmetine, peygamberinin merhametine ve pirlerinin himmetine sığınıp ikbal ümidine sabırla sarılır, zamana karşı koymaya çalışırlar. . ." (Salih BALAKBABALAR)