Merhum Mustafa Düzgünman'ın çabaları ile tanınan ve bugünlere ulaşan ebru sanatı, yakın zamanda o kadar ilgi gördü ki, her belediye veya kültür merkezi, sanki ebru kursla öğretilebilirmiş gibi kendisini bir ebru kursu açmaktan sorumlu hissetmeye başladı. Sayıları hızla çoğalan bu ebru kurslarında, ebru yapmayı bilmeyenler yeni ebruzenler (!) yetiştirdiler ve ortalık birden ebruzen (!) doldu. Bu  ebruzenler (!) de "ben" duygusuyla kendilerini Türk ebrusunun kurtarıcısı gibi görmeye başlayınca hemen hepsi bir "Türk Ebru Sanatı" kitabı yazdı. Şimdi kitapçıların raflarında, Türk ebrusu adına yalan yanlış tarifler ihtiva eden ve gerçekleri yansıtmayan birçok kitap ve makale var ve bunlar elli, yüz sene sonra sahaflardan alınıp bugün nasıl ebru yapıldığı konusunda vesika olacaklar. Türk ebru sanatını gelecekte sürdürmek isteyenlerin aşağıdakileri okuduktan sonra Salih ELHAN'a inanıp Çamlıca tepesinde Çamlıca yaprağı aramayacaklarını, Ahmet ÇOKTAN'a inanıp çok  pahalıya sağlayacakları Lâhor çivitlerini kaynar suyla eritip mahvetmeyeceklerini,  Hikmet BARUTÇUGİL'e inanıp 20-40 gr/3lt hesabıyla hazırlayacakları yoğurt gibi teknelerin üzerinde  birkaç  damla öd kattıkları boyalarını açtıracağız diye uğraşmayacaklarını  ya da  Turan TÜRKMENOĞLU'na inanıp çiçek yapmak için boyalarına göztaşı ve yumurta akı katmayacaklarını kim temîn edebilir ?

 

Mustafa Hoca'nın vefatına kadar sesi soluğu çıkmayan ebruzenler (!), Hoca'nın vefatından sonra meydanı boş zannedip herbiri ayrı telden ayrı tarifler, reçeteler vermeye başladılar. Bu bölümde kitabı tenkîd edilen her bir kitap sahibinin ebruya verdiği zarar bir diğerininkinden aşağı değildir. Bu satırların amacı, kimseyi aşağılamak  değil sadece basıldıkları andan itibaren kamuya ait olan ve gelecekte belge olacak yazılardaki ebrunun tarihi, tekniği ve geleneğiyle ilgili yanlışları düzeltmek ve bundan sonra Türk Ebrusu konusunda kitap yazmayı düşünenlerin biraz daha sorumlu davranmalarını sağlamaktır. Yazılardaki cüret ve bazen Türk ebrusu ve onun tarihi konusunda bilinçli yapıldığından şüphelenmeye başladığım tahrifat karşısında duyduğum hayreti ifade edecek kelime bulamıyorum.

 

Bu sanatın hepsi Hak'ka yürümüş eski ustaları, tasavvuf terbiyesi almış, hayatları boyunca derviş tevazuundan bir nebze bile olsun ayrılmamış ve değil kitaplar, makaleler yazıp " ben şu ebru çeşidini icad ettim", "ebruyu şu malzemelere tatbik ettim" ya da "ebruya şu yenilikleri getirip onu geliştirdim"  demek, sahtekârlar türeyene kadar Yaradan'ın büyüklüğü karşısında duydukları acz sebebiyle  yaptıkları ebrularına imza bile atmamışlardı. Ebruya yenilik getirip onu tekâmül ettirecek insanların önce bugüne kadar yapılanları yapıp ebrunun teknik ve estetiğini hazmetmeleri gerekirken ebrunun ne tekniğini ne de estetiğini kavrayamadan yenilik peşinde koşmalarının bir açıklaması vardır. "Nefs ...". Hepsi yurt dışında sergiler açıp Türk ebrusunu temsil  ettiklerini ve tanıttıklarını söyleyen bu ebruzenlerin (!), ne Edhem Efendi, ne Necmeddin Okyay ne de Mustafa Düzgünman'ınkiler gibi bir battal ebru, bir hatip ebrusu, bir koltuk ebrusu ya da bir çiçekli ebru yapamadan bu işi nasıl yaptıklarını anlamak mümkün değildir. Ebru sanatı açısından trajik, kitap yazma tekniği açısından komik bu kitap ve makaleleri okuduktan sonra insanın dilinin ucuna bir tek cümle geliyor. "EDEB YÂ HÛ  ..."

 

Tam  burada Genç Abdal'ın bir nefesini hatırlıyorum . . .

 

Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapalı gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez asla inanmaz
Kalbi çürük fesad cahilan çoktur

 

Mürşid-i kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taşdan katı beter söyler sözünü
Bed amelli fesad münkiran çoktur

 

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakk’ını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

 

Genç Abdal’ım herkesi mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir, dışı müselman çoktur…

 

                                        Genç Abdal

 

Türk ebrusuna ve tarihe karşı duyduğum sorumluluğun bir gereği olarak bu yanlışları düzeltmek ve bu ebruzenleri (!) insafa davet etmek üzere kaleme alınan aşağıdaki satırların bir gün yazılı hale gelebileceğini umuyorum. (Alıntılar yapılırken yazarların imlâlarına dokunulmamış ve yazıldığı gibi alınarak alıntılar sarı karakterlerle gösterilmiştir. )

 

NOT       : Aşağıda kitabı tenkîd edilenlerden Salih ELHAN, T.C. KÜLTÜR BAKANLIĞI'nın her sene düzenlediği "Devlet Türk Süsleme Sanatları" Yarışması'nda ebru dalında JÜRİ, aynı bakanlığın açmış olduğu ebru kursunda ise HOCA olarak, Hikmet BARUTÇUGİL ise MİMAR SİNAN ÜNİVERSİTESİ ve MARMARA ÜNİVERSİTESİ Geleneksel Türk El Sanatları Bölümleri'nde EBRU konusunda Öğretim Görevlisi olarak görev yapmaktadır  ! ! ! . . .

Ayrıca T.C.KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI, Hikmet BARUTÇUGİL'e "Türklerin Ebru Sanatı" isimli bir kitap yazdırmıştır ! ! ! . . .

Lütfen yayının isminin ya da bağlantının üzerine tıklayınız.

 

"RENKLERİN SONSUZLUĞU"
Hikmet BARUTCUGİL
İSTANBUL - 1999

 

"SUYUN RÜYASI EBRU / YAŞAYAN GELENEK"
Hikmet BARUTCUGİL
İSTANBUL -
2001

 

"SUDAKİ NAKIŞ EBRU"
Turan M.TÜRKMENOĞLU
İSTANBUL - 1999

 

"TÜRK EBRU SANATI"
"TARİHÇESİ-YAPIM TEKNİKLERİ-EBRUCULAR"
Salih ELHAN
ANKARA 1988

 

"TÜRK EBRU SANATI"
(TARİHİ, YAPILIŞI, KELİME ANLAMI VE EBRU ÇEŞİTLERİ)
Ahmet ÇOKTAN
İSTANBUL - 1992

 

"THE ART OF MARBLING"
Hikmet BARUTÇUGİL
http://www.interactive.m2.org/Handicraft/brtcgl.html

 

"SÜLEYMANİYE KÜTÜPHANESİNDE BAŞLAYAN SEVDA ..."
Hikmet BARUTÇUGİL'le mülâkat
VIP Dergisi
Sayı :59
1999

 

"EBRU"
AHMET SARAL
http://www.members.teleweb.at/Ahmet.Saral/history.html

 

"DÜNYANIN BİRÇOK MÜZESİNDE EBRULARI VAR ..TÜRKİYE HARİÇ  ! .."
Fuad BAŞAR'la mülâkat
VIP Dergisi
Sayı :59
1999

 

"MUSİKİ, EBRU VE GELENEK ÜZERİNE ..."
Feridun ÖZGÖREN'le mülâkat
DERGÂH Dergisi
Şubat - 1999